Venedik Gezilecek Yerler

Venedik gibi turistik mekanlarla dolu olan bir şehirde nereden başlayacağınızı bilmek zor olabilmektedir. Belki de en iyi yol küçük sokakları ve geçitleri dolaşırken gizli köşeleri keşfetmeye çalışarak birkaç saatliğine kaybolmaktır. Şehrin her köşesi hatırlanmaya değer anılar sunmaktadır. Bu keşif sizi nereye götürürse götürsün Piazza San Marco ve Büyük Kanal’a geri dönüş yolunuz oldukça kolay olmakta, ziyaret etmek isteyeceğiniz turistik mekanlardan bir çoğu bu iki belirgin kent simgesinin etrafında yer almaktadır. Şehri meydana getiren altı mahallenin yanı sıra vapura binerek Lido, Burano ve Torcello adalarına yapılacak turistik gezintiler de oldukça keyifli zaman geçirmenizi sağlayacaktır.

St. Mark Bazilikası

Venedik’in en iyi bilinen ve dünyada en kolay tanınabilen kilise olan Aziz Markus Bazilikası Konstantinopolis’in düşüşünden sonra Venedik gemileri tarafından getirilen Bizans sanat eserlerinin yer aldığı ganimet hazineleriyle dekore edilmiştir. Cephedeki kapıların üstünde yer alan altın mozaik resimler  iç kısımda duvarları ve kubbeleri kaplayan ve 4240 metrekarelik alana yayılan mozaik sanatının yalnızca ufak bir parçasını oluşturmaktadır. Görkemli altın mihrap Pala d’Oro ‘nun yapımı 12. Yüzyıl sanatçıları tarafından başlatılmış ve yüzyıllar boyunca yaklaşık 2000 adet mücevher ve değerli taşla bezenmiştir. İhtişamlı mozaik kubbelerin yanı sıra mermer kaplı zemin de adeta bir başyapıt niteliğindedir. Hazine odasında yer alan altın sandık kutsal emanetlerin saklandığı görülmesi gereken önemli eserlerden biri olmaktadır.

St. Mark Meydanı

Venedik’in en büyük meydanı olarak bilinen bu geniş alanın üç tarafı şık ve istikrarlı bir mimari yapılandırmaya tabi tutulmuştur. Ancak meydan mimari zarafetinden çok Venedik’in adeta bir oturma odası olması dolayısıyla herkesin toplandığı, yürüyüş yaptığı, sohbet ettiği veya kahve içtiği bir buluşma noktası olma özelliğiyle ön planda olmaktadır. Üç tarafı da çarşılarla kaplı bu alan revaçta olan mağazalara ve şık kafelere ev sahipliği yapmaktadır. Bu hareketli meydanın genel görünümüne erişmek için üst kısmına doğru ilerlemek ya da Torre dell’Orologio’nun tepesine çıkmak gerekmektedir.

Palazzo Ducale ve Ahlar Köprüsü

Ducale Sarayı’nın büyüklüğü ve aynı zamanda zarif mimarisi ziyaretçileri her daim etkisi altına almaktadır. Bu izlenim Venedik Gotik sanatının mükemmel örneklerinden biri olan Porta della Carta’dan giriş yapılmasıyla güçlenmektedir. Dünyadaki en büyük yağlı boya tablosu olarak bilinen Tintoretto’nun Cennet eserinin de dahil olduğu bütün Venedikli ustaların çalışmaları bu sarayda yer almaktadır. Ayrıca Casanova’nın meşhur kaçışını gerçekleştirdiği hapishane olarak bilinen Prigioni’nin karanlık hücrelerine Ahlar Köprüsü’nden özel olarak organize edilmiş yürüyüş turları da düzenlenmektedir.

Büyük Kanal

Büyük bir “ters S” şeklindeki Venedik’in kalbinde yer alan Büyük Kanal Piazza San Marco’yu, Rialto Köprüsünü ve tren istasyonunun varış noktalarını anakaraya bağlayan şehrin ana bulvarıdır. 3.8 kilometrelik uzunluğundaki kanal üzerinde sadece 4 adet köprü bulunmakta ve “traghetti”adı verilen gondollar bu köprüler arasında yer alan belli birkaç nokta arasında ileri geri mekik dokumaktadırlar. Önde gelen ailelere ait sarayların kanala açılan ön cepheleri Venedik’e özgü Gotik tarzını ve Erken Rönesans sitilini suya yansıtmakta ve ziyaretçilere görsel bir şölen yaşatmaktadır. Bu büyük saraylar veya en azından cepheleri günümüzde iyi korunmuş durumdadırlar ve kanal boyunca düzenlenen vapur gezileriyle ziyaretçilerin beğenisine sunulmaktadırlar.

Rialto Köprüsü

Önceleri Büyük Kanal’daki tek köprü olan Rialto Köprüsü, adanın ilk yerleşim yeri olan Rivus Altus’u işaretlemektedir. Bir önceki ahşam köprünün çöküşünden yaklaşık 150 yıl sonra 1588 yılında inşa edilen taş kemer iki işlek sokağı birbirine bağlamaktadır.  Kanalın ortasında yoğun bir geçiş noktası olarak hizmet vermekte, aynı zamanda fotoğraf çekimi veya sürekli altından geçen tekneleri seyretmek için ideal bir turistik mekan olmaktadır. Köprünün sonunda bulunan San Marco’nun yakınında yer alan San Bartolomeo Kilisesi kanalı çevreleyen Fondaco dei Tedeschi’de yaşayan ve çalışan Alman tüccarlarına ait bir kilisedir. Kilise  Palma il Giovane tarafından tasarlanmış eşsiz bir sunak olan St. Bartholomew Şehitliği’ne ev sahipliği yapmaktadır.

Scuola Grande di San Rocco

Bu etkileyici bina San Rocco’ya adanmış bir hayır derneğine ev sahipliği yapması amacıyla 1515 ve 1560 yılları arasında beyaz mermer kullanılarak inşa edilmiştir. 16 yüzyıl ustalarından Venedikli sanatçı Tintoretto Sala dell’Abergo’nun duvarlarını ve tavanlarını başyapıtı olarak düşünülen tam bir resim dizisiyle süslemiştir. Sala dell’Albergo’daki en eski eserler 1564 ve 1576 yıllarına dayanmakta ve St. Roch’un Yüceltilmesi, Christ before Pilate, Ecce Homo ve en önemlisi olan Çarmıha Gerilme’yi içermektedir. Üst salonda yer alan eserler Yeni Ahit sahnelerini tasvir etmektedirler ve 1575-1581 yılları arasında resmedilmişlerdir. Aydınlatmanın yetersizliği ve tabloların karanlık olmalarının yanı sıra yine de Tintoretto’nun ışık ve renkleri kullanımında uyguladığı yeniliklerin fark edilmesi ve takdiri mümkün olmaktadır. Sanatçı’nın diğer çalışmaları bitişikte yer alan San Rocco kilisesinin mihrabında yer almaktadır.

Ca’ d’Oro

Büyük Kanal’da yer alan en güzel binalardan biri olan Ca’ d’Oro’nun 15. Yüzyıldan kalma dantel sıra kemerli Gotik ön cephesi binaya adını veren orijinal altın yaprak detayları ile göz kamaştırıcı niteliktedir. Bartolomeo Bon’un yarattığı Palazzo Ducale’deki Porta della Carta ile birlikte bu eseri Venedik Gotik tarzının en başarılı örneği olarak kabul edilmektedir. Günümüzde müze olarak kullanılan saray sanat eserlerine ve ayrıca Venediklilerin 15. ve 16. Yüzyıllarda yaşadığı varlıklı hayatı yansıtması amacını taşıyan hayranlık uyandırıcı bir iç mekan sergisine de ev sahipliği yapmaktadır. Sarayı korumakla mükellef olan Baron Giorgio Franchetti Titian, Mantegna, Van Dyck, Bernini, Tullio ve Lombardo gibi ustaların çalışmalarını içeren sanat koleksiyonunu 1922 yılında devlete miras olarak bırakmıştır ve günümüzde bu eserler binada ziyaretçilerin beğenisine sunulmaktadır.

Murano ve Burano

Bir Venedik gezisinin vapura binip Venedik’in meşhur cam işçilerine ev sahipliği yapan Murano’ya doğru yol almadan tamamlanması söz konusu olmamalıdır. Bu işçiler 13. Yüzyılda Venice’in merkezinde sıkıştırılmış şekilde konuşlandırılan cam fabrikalarında oluşabilecek yangınların riskini azaltmaları umuduyla bölgeye gönderilmişlerdir. Ancak iddia edilenin aksine asıl amaçlanan cam işçiliğine dair sırları Venedik tekelinde tutmaktı. Venediklilerin bu durumu hafife almadıkları açıkça ortadadır. Onlar Konseyi’nin 1454 yılında verdiği bir hükme göre: “Eğer bir cam üfleyicisi becerisini başka bir ülkeye Cumhuriyet’in zararına olacak şekilde aktarırsa derhal geri dönmesi için emir verilmeli, reddetmesi halinde en yakın akrabaları hapse atılmalı ki aile bağları onu geri dönemeye teşvik edebilsin. İtaatsizlik tutumunun devam etmesi halinde gizli tedbirler uygulanarak her nerede olursa olsun kişi saf dışı bırakılmalıdır.” Bugünlerde kanal bölgelerinde cam atölyeleri ve stüdyoları sıralanmakta, uygun fiyatlı küçük cam biblolardan sanatın seçkin eserleri arasında sayılabilecek cam çalışmaları sergilenmektedir.  17. Yüzyıldan kalma Plazzo Guistinian’ın içinde yer alan Cam Müzesi Romalılar zamanından 20. Yüzyıla kadar uzanan Venedik cam sanatının nadide koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Ancak hepsi camla sınırlı değildir: Santi Maria e Donato kilisesi yedinci ve yirminci yüzyıllar arasında gerçekleşen çeşitli inşaat ve yapı aşamalarının yansımasının bir sonucu olarak Veneto-Bizans ve Erken Romanesk tarzının özelliklerini bir arada harmanlamaktadır. Özellikle Veneto-Bizans sütun başlarıyla meydana getirilen Yunan mermer sütunları, 12. Yüzyıla ait hayvan figürlerini içeren mozaik zemin ve sol tarafta yer alan ilk sunaktaki St. Donato heykeli dikkat çeken eserler arasında yer almaktadırlar. 14. yüzyıldan kalma San Pietro Martie birkaç önemli ve muhteşem Venedik tablosuna ev sahipliği yapmaktadır. Bu tablolar arasında Bellini’nin Madonna in Majesty with St. Mark, Doge Agostino Barbarigo ve Meryem’in Göğe Kabulü’nün yanı sıra Paolo Verenose’ye ait St. Agatha in Prison ve Leonardo da Vinci’nin Jarome in the Wilderness tablosu yer almaktadır. Bir sonraki ada olan Burano ustalıkla boyanmış evlerin bulunduğu ve tarih boyunca dantel yapımıyla anılan bir balıkçı köyüdür. Scuola di Marletto-Dantel Okulu ve beraberindeki küçük müze kaliteli dantel işçiliğinin örneklerini gözler önüne sermektedir.

Güzel Sanatlar Müzesi

Kısaca “Akademi” olarak adlandırılan ve Büyük Kanal’da bulunan müze günümüzde var olan ve 15.-18. Yüzyıllara ait Venedik resim sanatının en seçkin ve kapsamlı koleksiyonuna ev sahipliği yapmaktadır. Bazı galeriler örneğin Venedik Gotik Resim Sanatı’nı barındıran ilk galeride olduğu gibi oyulmuş ve varaklı tavanlara sahiptir. Eserler kronolojik sırayla düzenlendiğinden dolayı stillerin gelişimine tanık olmanın yanı sıra aynı döneme ait eserlerin karşılaştırmasını yapmak da mümkün olabilmektedir. 15. Ve 16. Yüzyıllara ait önce çıkan eserler arasında Andrea Mantegna’ya ait St George tablosu, Giovanni Belli’nin Meryemana ve Azizler tablosu ve Clima da Conegliano’nun resmettiği Portakal Ağacını altındaki Meryemana yer almaktadır. Bunların dışında Poola Verenose’ye, Titan’a ve Carpaccio’ya ait önemli eserler de müzede ziyaretçilerin ilgisine sunulmaktadır.

Rezzenico Sarayı

Palazzo Rezzenico burada yaşanan 18. Yüzyıl Barok ve Rococo dönemlerine ait izleri yansıtmaktadır. Venedik’in usta Barok mimarı Baldassare Longhena tarafından tasarlanan sarayın yapımı yaklaşık 100 yıl sonra 1750 yılında Giorgio Massari tarafından tamamlanmıştır. İç mekanda ipek duvar kağıtlarının kaplandığı duvarlar ve Flaman haıları mobilayalar ve dekorasyonun yanı sıra özellikle dikkat çeken detaylar arasında yer almaktadırlar. Kostüm koleksiyonu ise ortaçağdan 18. Yüzyıla kadar uzanan ipek üretiminin Venedik için önemini yansıtmaktadır. Müze özellikle giyim ve modaya ilşkin lüks ürünlerin Venedik ekonomisindeki yerinin ne denli etkin olduğunu vurgulayan altın ve gümüşten üretilmiş sırmalı ipek kumaşlara da ev sahipliği yapmaktadır.

Santa Maria Gloriosa dei Frari

Bu gotik kilisenin inşası 1340 yılında Fransiskanlar tarafından başlatılmış ön cephe, iç mekan ve iki şapelin tamamlanmasıyla 15. Yüzyılın ortalarında tamamlanmıştır. 14. Yüzyıldan kalma çan kulesi şehrin ikinci en yükseği olma özelliğini taşımaktadır. Sağ taraftaki çapraz sahında 1451 yılında heykeltıraş Donatello tarafından yapılan ahşap St. John heykeli yer almaktadır. Monk Korosu ise azizlerin kabartmalarının ve Venedik sahnelerinin tasvir edildiği Marco Cozzi’nin ahşap oyma sanatının seçkin bir örneğini teşkil etmektedir. Güney koridorunda yer alan Titian Türbesi I. Frdinand tarafından Lomabrdiyo kralı olduğu dönemde hediye edilmiştir. Kuzey koridoru heykeltıraş Canova’nın öğrencileri tarafından yapılan piramit şeklindeki türbeye ev sahipliği yapmaktadır. Karşısında ise yine Canova öğrencileri tarafından tasarlanan Büyük Titian Anıtı yer almaktadır. Capella Emiliani’nin yanında bulunan Madonna di Ca’ Pesaro 15. Yüzyıla ait mermer figürlere sahip olan, yapımı 1526 yılında tamamlanmış Titian’ın en önemli eserlerindendir.

Torcello Adası

Bu geniş ada üzerine yayılan saraylardan, kiliselerden, tersaneler ve rıhtımlardan geriye yalnızca iki adet kilise ve bir avuç dolusu ev kalmıştır. 639 yılında Santa Maria Assunta’ya ithaf edilen katedral Torcelli adasının önemi hakkında bazı fikirler vermektedir. Venedik-Bizans mimarisinden geriye kalan en önemli örnek olarak kabul edilmektedir. Binanın büyük bir kısmının 11. Yüzyıldan kalma olmasına karşın 834 ve 1008 yılları arasında yeniden inşa edilmiş ve dokuzuncu yüzyılda sonradan iki adet yarım kubbe ve kemeraltı eklenmiştir. İç mekanı astarlayan olağanüstü mozaikler günümüze kadar korunmuştur.  Ana apsiste yer alan 12. Yüzyıla ait mozaikler ve çiçeklerle çevrili 12 Havari duvar resminin üzerinde yer alan Bakire ve Çocuk tasviri bütün arka planı oluşturmaktadır. Batı duvarı Son Yargılama’nın tasvir edildiği Bizans mozaiklerinin oluşturduğu tabakalarla kaplanmıştır. Haç panosu detaylı bir mermer oyma sanatını barındırmakta ve 11. Yüzyıla ait mozaik zemin ve kürsü özellikle dikkat çeken noktalar arasında yer almaktadır. Katedralin bitişiğinde ise 11. Yüzyıl dönemine ait saf bir Bizans merkezi planına göre tasarlanmış, sütunlu girişi olan küçük Santa Fosca Kilisesi bulunmaktadır. Ayrıca giriş biletiniz antik dönemden 16. Yüzyıla kadar uzanan döneme ait eserlere de ev sahipliği yapan tarihi müze ziyaretini de kapsamaktadır.

Santa Maria dei Miracoli

San Marco’nun ihtişamı ve Frari’nin enginliğinden sonra hafif bir esinti gibi betimlenen Santa Maria dei Miracoli Pietro Lombardo’nun tasarladığı ve Erken Rönesans mimarisinin başyapıtı olarak kabul edilen küçük bir kilisedir. Pastel gömme mermerlerinden 1481 ve 1489 yılları arasında meydana getirilen bu mücevher kutusu Meryem’in mucizevî bir resmini de yüceltmektedir. Cepheleri abartılı mimari süslerle ve heykellerle bezenmiş olan diğer Venedik kiliselerinin aksine Lombardo cephede kibar rozetleri daireler, sekizgenler ve haç desenleri oluşturmayı amaçlamış ve bu doğrultuda birbiriyle eşleşen renkli mermerleri özenle kullanmıştır. Aynı yöntem iç mekanda da devam ettirilmiş ve etkisi altın kubbeli tavanın gri ve mercan renkli mermer duvarlarda yükselmesiyle kuvvetlendirilmiştir. Genelde Venediklilerin evlilik törenlerinde favori olarak bu kiliseyi seçmelerinde iç mekanın eşsiz güzelliği büyük rol oynamaktadır.

Lido

Venedik lagününü Adriyatik Denizi’nden ayıran bu uzun kum şeridi Avrupa’nın ilk gerçek sahil beldesi olma özelliğini taşımaktadır. 20 yüzyılın başlangıcında en revaçta olduğu dönemde kraliyet hanedanlığı üyeleri ve zamanının ünlü isimleri için gözde bir buluşma noktasıydı. Günümüzde görkemli otelleri ve muhteşem kumlu plajları ziyaretçilerini ağırlamaya devam etmektedir. Halk plajları adanın kuzey ucunda Aziz Nicholas’ın kalıntılarının da bulunduğu San Nicolo Kilisesinin yakınında yer almaktadır. Kilise Palma the Elder ve Palma the Younger’a ait tablolara ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca Aziz Niholas’ın kalıntıları Bari ve Venedik arasında ciddi tartışmalara neden olmuş, bir anatomi uzmanı tarafından yapılan inceleme sonucunda ise iki şehrin de kalıntılarda eşit haklara sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla kafatasının da dahil olduğu iskeletin yarı kısmı Bari’ de diğer yarsı ise Lido’da bırakılmıştır. Lido’yu yayan olarak gezmek dışında bisiklet kiralayarak keşfetmek keyifli olacaktır. Ada Art Nouveau villaları ve otelleriyle kaplıdır. Ara sokakların bazılarında bu villara denk gelmek mümkün olabilmektedir.  Ağustos ve Eylül aylarında Lido Palazzo del Cinema’da gerçekleştirilen Uluslararası Film Festivali de bu kentte izleyiciyle buluşmaktadır.

Arsenal ve Denizcilik Tarihi Müzesi

Arsenal 17. Yüzyılın sonuna kadar dünyadaki en büyük ve en işlek tersane olma özelliğini taşımaktadır. 1404 yılında kuruluşundan itibaren sürekli bir şekilde gelişmiş ve en parlak dönemi boyunca yaklaşık 16.000 kadar işçiye istihdam sağlamıştır. Gösterişli arazi girişinde 17. Yüzyılda Peloponez’in yeniden fethedilmesinden sonra danimet olarak Yunanistan’dan getirilen aslan muhafızlı zafer kemeri yer almaktadır. Sol tarfta yer alan iki aslandan büyük olanı Pire Limanı’nın bekçiliğini yaparken, diğeri ise Atina’dan Eleusis’e giden yolda durmaktaydı. Tersanenin bitişiğinde yer alan Denizcilik Tarihi Müzesi Cumhuriyet döneminde yapılan sayısız deniz savaşlarından toplanan ganimetlerin ve denizlerde kurtarılan vatandaşlara ithaf edilen ve tahta panellere yapılmış adak resimlerin yer aldığı büyüleyici bir koleksiyona ev sahipliği yapmaktadır. Gemi inşasına yönelik modeller ve eserler Venedik’in bir deniz gücü olduğunun ispatı niteliğindedir. Devletin efsanevi gemisi olarak bilinen Bucintoro’nun büyük bir modelinin yer aldığı Doc’un (eski Venedik’te başkan)muhteşem resmi galerisi özellikle görülmesi gereken yerler arasında sayılmaktadır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here